Nefes ve Sessizlik Arasında
NEFES VE SESSİZLİK ARASINDA
Her şey bir nefesle başlar.
İlk adım, ilk his, ilk bilinç…
Bir nefesin içinde taşırız doğumu da ölümü de, hatırlayışı da unutuşu da.
Tasavvuf, yüzyıllardır bu basit ama derin gerçeğin kapısını aralar:
Nefes, sadece hayatta kalmanın değil, kendini duymanın, içini işitmenin, kalbine dönmenin yoludur.
O yüzden nefesi fark eden, kendi sesini ve varoluşun daha sessiz bir anlamını da duymaya başlar.
Bugün nefes; bir meditasyon tekniği, bir rahatlama yöntemi, bir bilimsel disiplin olarak anlatılırken,tasavvuf nefesi daha kadim bir yerden çağırır:
“Her nefes, içindeki sonsuzluğu hatırlatan bir köprüdür.”
Bir derviş de, bir modern yolcu da bilmeden o köprüden yürür. Çünkü nefesin ritminde, zamansız bir bilgi saklıdır.
O bilgi şunu fısıldar:
“Her şeyden önce sen, içindeki derin sessinle buluşmaya geldin.”
Nefes aldıkça;
- Zihnin yavaşlar,
- Kalbin derinleşir,
- Kelimelerin ardındaki hakikati duyarsın.
İçsel bir yolculuğa başlarsın ki bu yolculuk sadece inançla değil, insan olmanın özünde yazılıdır.
Tasavvuf, nefesi bir zikir gibi taşır.
Ama bu zikir dilsizdir. Bir su gibi içten akar ve kişiyi kendine döndürür. Çünkü nefes, evrensel bir dil taşır:
Bedenin sınırlarını aşar ve seni, senin içindeki daha geniş bir “ben” ile buluşturur.
Şimdi, burada, bu satırları okurken, belki de nefesinle ilk defa gerçekten buluşuyorsun.
Ve belki de içinden bir ses diyor ki:
“Bana nefesini göster, sana kim olduğunu söyleyeyim.”
Ara
Öne Çıkan Yazılar
