Arayış: Hakikat’in Nefesinde Saklı Aşk
Arayış: HAKİKAT’İN NEFESİNDE SAKLI AŞK
İnsan, neyi arar?
Bir isim mi?
Bir ses mi?
Bir yoldaş mı?
Yoksa kendini mi?
Belki de asıl soru şudur:
Neden durmadan arıyoruz?
Çünkü insan, unuttuğunu arar.
Ve unuttuğu şey, hep kendisidir.
Her çağda, her coğrafyada, her hikâyede bir ortak ses var:
Arayan insan…
Kimisi yolları aşar, kimisi kendini dağlara vurur,
kimisi bir kitabın sayfasında kaybolur,
ama hakikatte herkes,
içinde kaybolduğu sessiz bir oda arar.
Tasavvuf odayı gösterir.
Ve der ki: “O oda senin içindedir.” Ama o odaya kapı açılmaz nefessiz. Nefes; insanın Hak’la arasında unuttuğu köprüdür. O köprü, sadece ciğerlere değil, kalbin derin kuyusuna iner.
Ve kim ki o kuyunun başında durup nefesine kulak verir, orada yankılanan eski bir sesi duyar: Aşk…
Aşk burada bir kişiden öte, bir hatırlayıştır. İnsanın, özlemini duyduğu sonsuzluğu, bir nefeste hatırlamasıdır. Kimi aşkı bir gözde bulur, kimi sükûta gelen bir nefeste. Ama hakikat birdir: Aşk, insanın kendini bulduğu o iç kapıdır. Tasavvuf, nefesi bir zikre, aşkı bir derinliğe, arayışı ise bir vuslata dönüştürür.
Ve modern dünyanın yorgun yolcusu…
Sen de buradasın. Belki de içinden bir yer hâlâ şu sesi fısıldıyor:
“Daha derin bir şey olmalı.”
Ara
Öne Çıkan Yazılar
