Nefes ve Tasavvuf: Varlığın En Derin Hatırlayışı
Nefes ve Tasavvuf: Varlığın En Derin Hatırlayışı
Nefes ve Tasavvuf: Varlığın En Derin Hatırlayışı
Sen, bir nefessin.
Ve o nefes, topraktan havaya, bedenden kalbe akan kadim bir sırdır.
Adem’e ruhun nefesi üflendiğinde, sana da üflendi.
Senin içine, ta varoluşunun başlangıcında, O’ndan bir parça bırakıldı.
İşte o parça hâlâ içindedir…
Her nefeste fısıldayan o ince sesi duyabiliyor musun?
Tasavvuf, bu sesi duyanların yoludur.
Her derviş bilir ki; nefes almak sadece yaşamak değildir.
Her nefes, Hak’tan sana gönderilen bir çağrıdır.
Ve sen her nefeste kendini unuturken,
Hak seni her nefeste Kendine çağırır.
O nefes:
Bazen bir sükûtta,
Bazen bir gözyaşında,
Bazen bir “Hu” demenin ağırlığında açılır.
Çünkü nefes,
senin içinde gizlenmiş en eski ve en derin zikirdir.
Yunus der ki:
“Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için…”
Sevgiyle çekilen bir nefes, seni Hak’la buluşturur.
O yüzden nefesi bilen derviş, nefsin karanlığını aşar ve Hak’kın nefesinde kaybolur.
Ve şimdi… bu yazıyı okurken dahi nefes alıyorsun,ama gerçekten aldığın nefesi biliyor musun?
Bedenin mi nefes alıyor, yoksa ruhun mu?
Tasavvuf der ki:
“Sen nefesine dön, Hak sana dönecektir.”
Çünkü senin nefesin, O’ndan üflenmiş bir hatıradır.
Ve o hatıra her ân seni bekler; susmanı, hatırlamanı ve teslim olmanı…
Evet, var.
O daha derin olan;
senin nefesinde gizli,
kalbinin kıyısında bekleyen,
ilk adımdan beri seninle yürüyen bir hakikat.
Dur.
Nefesini duy.
Çünkü nefesinde,
kendine yürüyen yolu fısıldayan aşk hâlâ seni bekliyor.
Ara
Öne Çıkan Yazılar
