Bir Rüya Gibi: Yunus Emre ile Yürümek
Bir Rüya Gibi: Yunus Emre ile Yürümek
- Uyanıkken Görülen Bir Rüya
Geceyle gündüz arasında, kalbimle aklımın birbirine karıştığı bir vakitte başladı her şey. Ne uykudaydım, ne de uyanık. Bir rüyadaydım sanki. Ama bu rüya, bildiğim rüyalardan değildi. İçimde tarifsiz bir özlem vardı. Derken bir ses geldi:
“Ey gönül… Gel de yürüyelim, şu âlemin ardına birlikte bakalım.”
Başımı çevirdim: Yunus Emre. Nurdan bir yüz, kalbimi bilen bir tebessüm.
- Aşk Durağı: Ateşin İçinden Geçmek
Yunus’la yürümeye başladık. İlk durağımız aşk oldu.
“Her şeyin başı aşk,” dedi. “Aşk olmazsa, adım olmaz, yol olmaz.”
Ben sordum: “Aşk nedir?”
Cevap vermedi. Elimi tuttu, göğsüme dokundu. Kalbim birden alev aldı. Gözlerim doldu.
“İşte bu,” dedi. “Sana anlatılmaz; yaşatılır. Aşk, kelimeyle değil, yanmakla öğrenilir.”
Ve kulağıma eğilip fısıldadı:
“Aşk bir güneşe benzer, aşkı olmayan gönül, misali taşa benzer…”
Orada anladım ki, aşk bir haldir; içine düşen yanar, yandıkça bulur.
- İnsan Durağı: Topraktan Sonsuzluğa
Bir dere kenarında oturduk. Yunus suya baktı, sonra bana döndü:
“Ey can,” dedi, “insan nedir bilir misin?”
“Bilmiyorum,” dedim.
“Elini toprağa koy,” dedi. Koydum.
“İşte senin bedenin bu. Ama içinde öyle bir sır var ki, arş-ı âlâyı dolaşır.”
İçime doğru eğildi:
“Bir ben var bende, benden içeri…”
İnsan dediğin, hem hiçtir hem her şey. Nefsini bilen, Rabbini bilir. Ama kendini zanneden, hep kendinde kaybolur.
- Mürşid Durağı: Aynaya Bakmak
Bir kapıdan geçtik. Kapının üstünde yazıyordu: “Edep kapısı.”
İçeride bir ışık vardı, ama kaynağı görünmüyordu. Yunus, durdu ve şöyle dedi:
“Mürşid, sana yol göstermez. Sana seni gösterir.”
“Nasıl yani?” dedim.
“Eline ayna verir,” dedi. “Ama o aynada gördüğün nefsinse, yolda değilsin henüz. O aynada Hakk’ı görmeye başlayınca, işte o zaman yoldasın.”
O an anladım: Mürşid, bir öğretmen değil. O, senin unutulmuş yanının hatırlatıcısı.
- Hakikat Durağı: Sessizlikte Söylenen Söz
Yürüyüşün sonunda bir dağa geldik. Sessizlik vardı her yerde. Kuşlar bile susmuştu. Yunus gözlerini kapadı, ben de kapadım.
Sanki içime bir âlem açıldı.
Yunus fısıldadı:
“Hakikat, dışarıda değildir. İçeri bak. Orası sana sonsuzluğu fısıldar.”
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir…”
Hakikat ne bir kavramdır, ne de bir bilgi. O, sezilen bir sırdır. Kalp duymaya başlarsa, dil susar. Çünkü hakikat, sessizlikle konuşur.
- Uyanış: Rüyadan Geriye Kalan
Bir anda gözlerim açıldı. Gün doğmuştu. Fakat her şey farklıydı. Rüya bitmişti belki, ama kalbimde hâlâ o yürüyüşün izleri vardı.
Yunus’un sesi hâlâ kulağımdaydı:
“Gönül ne arzu kılarsa, arar onu her yerde…”
Bu bir rüya mıydı, hakikat mi?
Bilmiyorum.
Ama artık ne zaman içim daralsa, gözlerimi kapatıyorum.
Ve o sesi duyuyorum yeniden:
“Gel can, Yunus’la yürü…”
Bir Rüya Gibi: Yunus Emre ile Yürümek
- Uyanıkken Görülen Bir Rüya
Geceyle gündüz arasında, kalbimle aklımın birbirine karıştığı bir vakitte başladı her şey. Ne uykudaydım, ne de uyanık. Bir rüyadaydım sanki. Ama bu rüya, bildiğim rüyalardan değildi. İçimde tarifsiz bir özlem vardı. Derken bir ses geldi:
“Ey gönül… Gel de yürüyelim, şu âlemin ardına birlikte bakalım.”
Başımı çevirdim: Yunus Emre. Nurdan bir yüz, kalbimi bilen bir tebessüm.
- Aşk Durağı: Ateşin İçinden Geçmek
Yunus’la yürümeye başladık. İlk durağımız aşk oldu.
“Her şeyin başı aşk,” dedi. “Aşk olmazsa, adım olmaz, yol olmaz.”
Ben sordum: “Aşk nedir?”
Cevap vermedi. Elimi tuttu, göğsüme dokundu. Kalbim birden alev aldı. Gözlerim doldu.
“İşte bu,” dedi. “Sana anlatılmaz; yaşatılır. Aşk, kelimeyle değil, yanmakla öğrenilir.”
Ve kulağıma eğilip fısıldadı:
“Aşk bir güneşe benzer, aşkı olmayan gönül, misali taşa benzer…”
Orada anladım ki, aşk bir haldir; içine düşen yanar, yandıkça bulur.
- İnsan Durağı: Topraktan Sonsuzluğa
Bir dere kenarında oturduk. Yunus suya baktı, sonra bana döndü:
“Ey can,” dedi, “insan nedir bilir misin?”
“Bilmiyorum,” dedim.
“Elini toprağa koy,” dedi. Koydum.
“İşte senin bedenin bu. Ama içinde öyle bir sır var ki, arş-ı âlâyı dolaşır.”
İçime doğru eğildi:
“Bir ben var bende, benden içeri…”
İnsan dediğin, hem hiçtir hem her şey. Nefsini bilen, Rabbini bilir. Ama kendini zanneden, hep kendinde kaybolur.
- Mürşid Durağı: Aynaya Bakmak
Bir kapıdan geçtik. Kapının üstünde yazıyordu: “Edep kapısı.”
İçeride bir ışık vardı, ama kaynağı görünmüyordu. Yunus, durdu ve şöyle dedi:
“Mürşid, sana yol göstermez. Sana seni gösterir.”
“Nasıl yani?” dedim.
“Eline ayna verir,” dedi. “Ama o aynada gördüğün nefsinse, yolda değilsin henüz. O aynada Hakk’ı görmeye başlayınca, işte o zaman yoldasın.”
O an anladım: Mürşid, bir öğretmen değil. O, senin unutulmuş yanının hatırlatıcısı.
- Hakikat Durağı: Sessizlikte Söylenen Söz
Yürüyüşün sonunda bir dağa geldik. Sessizlik vardı her yerde. Kuşlar bile susmuştu. Yunus gözlerini kapadı, ben de kapadım.
Sanki içime bir âlem açıldı.
Yunus fısıldadı:
“Hakikat, dışarıda değildir. İçeri bak. Orası sana sonsuzluğu fısıldar.”
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir…”
Hakikat ne bir kavramdır, ne de bir bilgi. O, sezilen bir sırdır. Kalp duymaya başlarsa, dil susar. Çünkü hakikat, sessizlikle konuşur.
- Uyanış: Rüyadan Geriye Kalan
Bir anda gözlerim açıldı. Gün doğmuştu. Fakat her şey farklıydı. Rüya bitmişti belki, ama kalbimde hâlâ o yürüyüşün izleri vardı.
Yunus’un sesi hâlâ kulağımdaydı:
“Gönül ne arzu kılarsa, arar onu her yerde…”
Bu bir rüya mıydı, hakikat mi?
Bilmiyorum.
Ama artık ne zaman içim daralsa, gözlerimi kapatıyorum.
Ve o sesi duyuyorum yeniden:
“Gel can, Yunus’la yürü…”