Blog

Bir Mana İki Gönül Erbabı: Yunus Emre ve İbnü’l Arabî ile Sohbet

2
Genel

Bir Mana İki Gönül Erbabı: Yunus Emre ve İbnü’l Arabî ile Sohbet

Bir Mana İki Gönül Erbabı: Yunus Emre ve İbnü’l Arabî ile Sohbet

Bir gece, içimin derinliklerinden yükselen bir çağrıyla uykuya daldım. Bedenim uyuyordu belki, ama ruhum bir yola çıkmıştı. Ne bir şehirdeydim, ne de bir dağın tepesinde; sanki zamanın ve mekânın dışına adım atmıştım. Öylesine berrak, öylesine sessiz bir yerdi ki… Sanki Hakk’ın sustuğu ve her şeyin O’nunla konuştuğu bir âlem…

Uzakta iki nur parlıyordu. Yaklaştıkça kalbim titredi. Onlardı. Biri gözlerinde vahyin derinliğini taşıyan İbnü’l Arabî, diğeri sözleriyle dağları inciten Yunus Emre.

Selam verdim, ama sesim çıkmadı. Kalbimle selamladım onları. Onlar da kalplerine aldılar beni. Ve bir sohbet başladı; ne dudak oynadı, ne kelime yıprandı. Sadece gönülden gönüle akan bir hakikat nehri vardı aramızda.

  1. Varoluş: Görünmek İsteyen Güzellik

İbnü’l Arabî söze başladı:

“Ey arayan, bil ki varlık görünmek isteyen bir güzelliğin tezahürüdür. Hakk, bilinmeyi murat etti. Kendini tanımak, kendini sevmek ve kendini görmek için âlemleri yarattı. Bu âlemler bir ayna gibi O’nu yansıtır. Lakin bu aynaların en parlak olanı insandır. İnsan, tüm esmanın toplandığı yerdir; o yüzden varoluşun merkezindedir.”

Yunus Emre söze katıldı:

“Biz bu âleme topraktan geldik, ama sırla yoğrulduk. Her nefeste, Hakk’tan bir tecelli var. ‘Ben seni sana anlatmaya geldim’ der varlık. Ama anlayan gerek. Aşk gerek. Kim ki aşk ile bakar, her şeyde O’nu görür. Çünkü her şey O’dur; başka ne vardır?”

  1. Nefs: Perde ile Hakikat Arasında

Ben sordum:

“Efendilerim, nefs nedir ki bizi bu kadar kör eder, gerçeklerden uzak tutar?”

İbnü’l Arabî:

“Nefs, ilahi kaynaktan gelen ruhun üzerini örten kabuktur. O bir perde değil, perdelerdir. Emmare ile başlar; isyan eder, arzularla beslenir. Lakin terbiye edilirse, Levvâme olur: kendi yanlışını gören bir göz kazanır. Sonra Mutmainne’ye ulaşır: huzur bulur. Ama bu yol kolay değildir. Her kat, bir savaş; her savaş, bir arınmadır. Bu arınmanın sonunda, nefs Hakk’a teslim olur.”

Yunus Emre:

“Biz nefsin hilesinden kaçtık dost. O, sana kendini över, seni senden uzaklaştırır. Nefs ‘ben’ dedikçe, sen Hakk’tan uzaklaşırsın. Hâlbuki yol ‘ben’ dememekte gizlidir. ‘Benlik’ aradan çıkınca, aşk başlar. Aşk başlarsa, nefs susar.”

  1. Aşk: Varlığı Yok Eyleyen Ateş

Ben:

“Aşk bu yolda ne ifade eder? Herkes aşktan bahseder, ama nedir o gerçekten?”

Yunus Emre, derin bir iç çekti:

“Aşk, mecazla başlar, hakikate varır. Evvela bir güle tutulursun, bir göze, bir söze… Ama sonra bakarsın ki hepsi fanidir. İşte o faniyi aşınca, baki olana varırsın. Biz ‘aşk’ dedik, kendimizi yaktık. Bu ateşte yanan, arınır. Arınan, kalmaz. Kalmayansa, ancak O olur. Aşk, seni senden alır; Hakk’a geri verir.”

İbnü’l Arabî:

“Aşk, ilahi bir sırdır. Hakk’ın en saf halidir. O yüzden derim ki: ‘Ben aşktan doğdum, aşk ile yaşarım.’ Aşık, maşuk olur sonunda. Aşkta ben kalmaz; ben gidince, O kalır. Aşk varlığı yok eder, yoklukta da hakiki varlığı doğurur. İşte bu yüzden, aşk vuslat değil, fenâdır.”

  1. Mertebeler: Yürüyenin İç Yolculuğu

Ben:

“Peki bu yolculukta hangi kapılardan geçmeliyiz? Herkes aynı yoldan mı yürür?”

İbnü’l Arabî:

“Yol birdir ama ayak çoktur. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat… Bunlar sadece isim değil, hallerdir. Şeriat dışını temizler; tarikat kalbi. Marifet, kalbin içine doğan ilhamdır. Hakikat ise senin artık sen olmadığın, Hakk’ın sende göründüğü makamdır. Dört kapı, kırk makam… Her biri bir çözülme, bir teslimiyet, bir ölme ve dirilme hâlidir.”

Yunus Emre:

“Şeriat dedik, usuldür. Tarikat dedik, yoldur. Marifet gönüldür. Hakikat, can’dır. Biz her adımda biraz daha eksildik. Çünkü tamam olmak eksilmekle olur. Allah kuluna kemal verir, ama önce onu kırar. Kırılmadan eğilmez baş, eğilmeyen baş Hakk’ı göremez.”

  1. İnsan ve Hazreti İnsan: Aynadaki Yüz

Ben:

“Son bir şey sorayım size: İnsan nedir? Ve kimdir Hazreti İnsan?”

İbnü’l Arabî:

“İnsan, ilahi sırların hazinesidir. Potansiyeldir. Ama o potansiyelin açığa çıkması için nefsin arınması, kalbin genişlemesi, ruhun saflaşması gerekir. Hazreti İnsan, bu yolculuğu tamamlamış kişidir. O, artık Allah’ın sıfatlarının tam tecelli ettiği varlıktır. O’nun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağıdır. Onu gören, Hakk’ı görür.”

Yunus Emre:

“İnsan topraktır, su ile yoğrulur. Ama aşk ile pişmezse çamur kalır. Hazreti İnsan ise pişmiş olandır. Yanmış, kavrulmuş, kendi benliğinden geçmiştir. Biz ona baktığımızda kendimizi değil, Hakk’ı görürüz. Çünkü O olmuş olur. Aşkla var olan, O’na döner. Ve dönenler, işte onlar kalır.”

Sohbet bittiğinde zaman durmuştu. Sanki o âlem, bu dünyadan bir perdeden ibaretti. Yavaşça aralandı perde. Geri döndüm ama artık aynı ben değildim.

Çünkü bir kez aşk ateşine tutulmuş kalp, bir daha susmaz.

Çünkü bir kez hakikatin ışığını gören göz, artık karanlıkta kalamaz.

Çünkü bir kez Yunus’tan aşkı, Arabî’den hakikati duymuş gönül, artık yalnız değildir…

Bir Mana İki Gönül Erbabı: Yunus Emre ve İbnü’l Arabî ile Sohbet

Bir gece, içimin derinliklerinden yükselen bir çağrıyla uykuya daldım. Bedenim uyuyordu belki, ama ruhum bir yola çıkmıştı. Ne bir şehirdeydim, ne de bir dağın tepesinde; sanki zamanın ve mekânın dışına adım atmıştım. Öylesine berrak, öylesine sessiz bir yerdi ki… Sanki Hakk’ın sustuğu ve her şeyin O’nunla konuştuğu bir âlem…

Uzakta iki nur parlıyordu. Yaklaştıkça kalbim titredi. Onlardı. Biri gözlerinde vahyin derinliğini taşıyan İbnü’l Arabî, diğeri sözleriyle dağları inciten Yunus Emre.

Selam verdim, ama sesim çıkmadı. Kalbimle selamladım onları. Onlar da kalplerine aldılar beni. Ve bir sohbet başladı; ne dudak oynadı, ne kelime yıprandı. Sadece gönülden gönüle akan bir hakikat nehri vardı aramızda.

  1. Varoluş: Görünmek İsteyen Güzellik

İbnü’l Arabî söze başladı:

“Ey arayan, bil ki varlık görünmek isteyen bir güzelliğin tezahürüdür. Hakk, bilinmeyi murat etti. Kendini tanımak, kendini sevmek ve kendini görmek için âlemleri yarattı. Bu âlemler bir ayna gibi O’nu yansıtır. Lakin bu aynaların en parlak olanı insandır. İnsan, tüm esmanın toplandığı yerdir; o yüzden varoluşun merkezindedir.”

Yunus Emre söze katıldı:

“Biz bu âleme topraktan geldik, ama sırla yoğrulduk. Her nefeste, Hakk’tan bir tecelli var. ‘Ben seni sana anlatmaya geldim’ der varlık. Ama anlayan gerek. Aşk gerek. Kim ki aşk ile bakar, her şeyde O’nu görür. Çünkü her şey O’dur; başka ne vardır?”

  1. Nefs: Perde ile Hakikat Arasında

Ben sordum:

“Efendilerim, nefs nedir ki bizi bu kadar kör eder, gerçeklerden uzak tutar?”

İbnü’l Arabî:

“Nefs, ilahi kaynaktan gelen ruhun üzerini örten kabuktur. O bir perde değil, perdelerdir. Emmare ile başlar; isyan eder, arzularla beslenir. Lakin terbiye edilirse, Levvâme olur: kendi yanlışını gören bir göz kazanır. Sonra Mutmainne’ye ulaşır: huzur bulur. Ama bu yol kolay değildir. Her kat, bir savaş; her savaş, bir arınmadır. Bu arınmanın sonunda, nefs Hakk’a teslim olur.”

Yunus Emre:

“Biz nefsin hilesinden kaçtık dost. O, sana kendini över, seni senden uzaklaştırır. Nefs ‘ben’ dedikçe, sen Hakk’tan uzaklaşırsın. Hâlbuki yol ‘ben’ dememekte gizlidir. ‘Benlik’ aradan çıkınca, aşk başlar. Aşk başlarsa, nefs susar.”

  1. Aşk: Varlığı Yok Eyleyen Ateş

Ben:

“Aşk bu yolda ne ifade eder? Herkes aşktan bahseder, ama nedir o gerçekten?”

Yunus Emre, derin bir iç çekti:

“Aşk, mecazla başlar, hakikate varır. Evvela bir güle tutulursun, bir göze, bir söze… Ama sonra bakarsın ki hepsi fanidir. İşte o faniyi aşınca, baki olana varırsın. Biz ‘aşk’ dedik, kendimizi yaktık. Bu ateşte yanan, arınır. Arınan, kalmaz. Kalmayansa, ancak O olur. Aşk, seni senden alır; Hakk’a geri verir.”

İbnü’l Arabî:

“Aşk, ilahi bir sırdır. Hakk’ın en saf halidir. O yüzden derim ki: ‘Ben aşktan doğdum, aşk ile yaşarım.’ Aşık, maşuk olur sonunda. Aşkta ben kalmaz; ben gidince, O kalır. Aşk varlığı yok eder, yoklukta da hakiki varlığı doğurur. İşte bu yüzden, aşk vuslat değil, fenâdır.”

  1. Mertebeler: Yürüyenin İç Yolculuğu

Ben:

“Peki bu yolculukta hangi kapılardan geçmeliyiz? Herkes aynı yoldan mı yürür?”

İbnü’l Arabî:

“Yol birdir ama ayak çoktur. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat… Bunlar sadece isim değil, hallerdir. Şeriat dışını temizler; tarikat kalbi. Marifet, kalbin içine doğan ilhamdır. Hakikat ise senin artık sen olmadığın, Hakk’ın sende göründüğü makamdır. Dört kapı, kırk makam… Her biri bir çözülme, bir teslimiyet, bir ölme ve dirilme hâlidir.”

Yunus Emre:

“Şeriat dedik, usuldür. Tarikat dedik, yoldur. Marifet gönüldür. Hakikat, can’dır. Biz her adımda biraz daha eksildik. Çünkü tamam olmak eksilmekle olur. Allah kuluna kemal verir, ama önce onu kırar. Kırılmadan eğilmez baş, eğilmeyen baş Hakk’ı göremez.”

  1. İnsan ve Hazreti İnsan: Aynadaki Yüz

Ben:

“Son bir şey sorayım size: İnsan nedir? Ve kimdir Hazreti İnsan?”

İbnü’l Arabî:

“İnsan, ilahi sırların hazinesidir. Potansiyeldir. Ama o potansiyelin açığa çıkması için nefsin arınması, kalbin genişlemesi, ruhun saflaşması gerekir. Hazreti İnsan, bu yolculuğu tamamlamış kişidir. O, artık Allah’ın sıfatlarının tam tecelli ettiği varlıktır. O’nun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağıdır. Onu gören, Hakk’ı görür.”

Yunus Emre:

“İnsan topraktır, su ile yoğrulur. Ama aşk ile pişmezse çamur kalır. Hazreti İnsan ise pişmiş olandır. Yanmış, kavrulmuş, kendi benliğinden geçmiştir. Biz ona baktığımızda kendimizi değil, Hakk’ı görürüz. Çünkü O olmuş olur. Aşkla var olan, O’na döner. Ve dönenler, işte onlar kalır.”

Sohbet bittiğinde zaman durmuştu. Sanki o âlem, bu dünyadan bir perdeden ibaretti. Yavaşça aralandı perde. Geri döndüm ama artık aynı ben değildim.

Çünkü bir kez aşk ateşine tutulmuş kalp, bir daha susmaz.

Çünkü bir kez hakikatin ışığını gören göz, artık karanlıkta kalamaz.

Çünkü bir kez Yunus’tan aşkı, Arabî’den hakikati duymuş gönül, artık yalnız değildir…

Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
  • Image
  • SKU
  • Rating
  • Price
  • Stock
  • Availability
  • Add to cart
  • Description
  • Content
  • Weight
  • Dimensions
  • Additional information
Click outside to hide the comparison bar
Compare